Ford Connect Servis ışığı söndürme

Ford Connect Servis ışığı söndürme

1-) Siz içerdeyken tüm kapıları kapatın

2-) Kontağı açın , ama motor çalışmasın

3-) Frene basın

3-) Ayağınızı frenden çekmeden gaza sonuna kadar basın

4-) 15 saniye ila 1 dakika civarında lamba sönene kadar bekleyin

5-) Lamba sönünce kontağı kapatın

6-) Bitti. Tamam. 🙂

 

 

tamir bakımiservis ,servis ışığı,servis ışığı söndür,transit servis ışığı,ford,ford connect servis ışığı söndür,servis ışığı nasıl söndürülür

İnşaat el arabasından segway

SEGWAY

Segway, ya da segway kt (sagway kişisel taşıyıcı) iki tekerlekli kendi kendini dengeleyen bir ulaşım aracıdır. Mucidi Dean Kamen tarafından 2001 yılı Aralık ayında tanıtıldı. Segway kelimesi, italyancada “takip etmek” kelimesi için kullanılan “segue” kelimesinin sesteşidir.

Bu ulaşım aleti, elektrik motoruyla çalışır ve 20 km/h hız yapabilir.

Kamuoyuna sunulmadan önce yüzyılın icadı olarak tanıtıldı, ancak tanıtım sonrasında beklenen ilgiyi görmedi. Genellikle turistik şehir turları için turizm firmaları tarafından kullanılmaktadır.

Algılayıcılar sayesinde iki tekerlek üzerinde otomatik denge sağlayan Segway, üzerinden düşmeyi başaran ilk insan Bush ile çok daha popüler bir hale geldi. Firma şimdi de General Motors ile işbirliği içerisinde iki kişilik elektrik enerjili şehir aracını üretti. Trafik sıkışıklığı ve kazaları önemli ölçüde azaltacağına inanılan cihaz iki tekerlekli ve iki kişilik olarak tasarlanmış. The Personal Urban Mobility and Accessibility tanımının kısaltılmış hali olan PUMA adıyla anılan araç lityum iyon pille çalışıyor.Ekonomik pratik ve hızlı bir ulaşım aracı olarak çift kişilik bu model nisan 2009 da newyork sokaklarında test için dolaşmaya başladı.

Segway tarafından geliştirilen iki tekerlekli denge teknolojisini kullanan PUMA, çift elektrik motoruyla 56 km (35 mil) hız yapabiliyor ve tam dolu pille 56 km mesafe katediyor. Araç özel algılayıcıları sayesinde yayaları ve diğer araçları algılayarak çarpışma ve kazaları engelliyor.

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Uzmanından atış teknikleri

Avcılık üzerine makale


Avcıyım diyebilmenin ilk şartı ; Avcılığın yazılı ve yazılı olmayan kurallarına uymak, avın gereği olan, av hayvanlarını korumak, sevmek ve avcı büyüklerine saygı, küçüklere sevgi gibi kavramlara sıkı sıkı sarılmaktır. Unutma ki “Altın ateşte, insan avda belli olur”.

Ayrıca av mevsimi sona erdiğinde;

Kanunen avı serbest olan zararlılardan başka ; av hayvanlarını avlamak Kanun’a, Merkez Av Komisyonu Kararları’na, avcılık gelenek ve göreneklerine aykırıdır. Yavru, palaz, yumurta toplayanları, projektör, far avı yapanları, kısacası MAK hükümlerine aykırı hareket edenleri ikaz et. Bu gibi kimseler milli servet olan av hayvanlarının tükenmesine sebep olmakta ve Sen’in hakkına tecavüz etmektedirler. Buna mani ol. Üremekte ve gelişmekte olan av hayvanlarını koru , zararlıları ile mücadele et. Bu senin ilk görevindir.Görevini yerine getirdiğin nisbette, daha verimli avlanma ve doğal yaşamı gelecek kuşaklara aktarma imkanına sahip olacağını unutma.

Türkiye’de avcılık, 1937 tarihli 3167 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu çerçevesinde yapılmaktadır. Kanun’da yerleşik uygulamalar ve yasakların yanı sıra her yıl toplanarak gerekli kararları alacak yetkiye haiz Merkez Av Komisyonu teşkili mevcuttur. Merkez Av Komisyonu Yasa’dan aldığı yetkiyle her yıl Orman Bakanlığı bünyesinde toplanarak gelecek av sezonu için belirleyici kararları alır. Bu kararların alınmasında Türkiye Avcılar ve Atıcılar Federasyonu’da önemli bir rol oynar.

Türkiye’de avlanılmasına izin verilen yaban hayvanları türlerine ve avlanma sürelerine göre 3 bölüm altında belirlenmiştir. Bu bölümler şöyledir:

Birinci grup : Bıldırcın, kaya güvercini, tahtalı ve üveyik,

İkinci grup : Keklik, kum kekliği, kıkırlık, bağırtlak, ada tavşanı ve tavşan,

Üçüncü grup : Tilki, sansar, sakarmeke, ördekgiller, kazgiller, kızkuşu, karatavuk, çulluk, küçük su çulluğu, sultani su çulluğu ve bekasin’den oluşmaktadır.

Adı geçen bu hayvanlar, periyotlar halinde Ağustos ortalarından – Şubat sonuna kadar avlatılmaktadır. Ancak kurt, çakal, y.domuzu, vaşak, pars , kargaların avı bütün bir yıl Orman Bakanlığından izin alınması koşuluyla serbesttir.

Büyük av hayvanlarından ayı, çengel boynuzlu dağ keçisi (şamua), yaban keçisi (Bezoar), yaban domuzu, vaşak, kurt, çakal, tilki, av turizmi başlığı altında yerli ve yabancı avcıların kullanımına bedeli karşılığı sunulmuştur. Bunların dışında kalan avların, yabancı avcılara avlatılması sadece özel avlaklarda mümkündür. Yabancı misafir avcılar özel avlakların haricinde, yukarıda adı geçen av hayvanlarından başka av hayvanlarını avlayamaz.

Türk avcılara, avlanılmasına izin verilen türler için günlük avlama limitleri vardır. Avcı arka arkaya gittiği avlarda dahi bir günlük limitinden fazla av avlayamaz, çantasında ve aracında bir günlük limitinden fazlasını bulunduramaz ve taşıyamaz. Gece far veya ışıkla avlanmak, hareket halinde tekne ile avlanmak, gece görüş gözlüğü veya dürbünüyle avlanmak, ses çıkartan elektronik cihazlarla avlanmak, canlı mühreyle (decoy) avlanmak, zehirle avlanmak ve hayvanların üreme zamanlarında avlanmak yasaktır. (Daha bir çok avlanma yasakları olmasına karşın, en etkin ve önemli olanlarını yazmakla yetiniyoruz)

Türkiye’de avcılık, 1993 senesine kadar haftanın her günü yapılmasına karşın, 1993-98 arasında Çarşamba-Cumartesi-Pazar ve resmi tatil günleri olarak, 1999-2000 sezonunda ise sadece Cumartesi-Pazar ve resmi tatil günleri olarak sınırlandırılmıştır.(Avlanma günleri 2000-2001 av sezonu için Çarşamba-Cumartesi-Pazar ve Resmi Tatil günleri olarak kabul edilmiştir.)

Silah seçme


Avcılık ve atıcılık ata sporlarımızın en başta gelenlerindendir. Yüzyıllar önce söylenen “At, avrat, silah” deyimi önemini hiç kaybetmeden bugünde geçerliliğini sür-dürerek silaha düşkünlüğümüzü ispat-lamaktadır. Tabii küçük reformlarla; örneğin at, yerini atalarımızın hayal bile edemeyecekleri arabalara bırakmak zorunda kalmıştır. Ok, yay ve mızrak bugün ateş gücü, öldürücü etkisi, menzili ve seriliği itibariyle kıyas götürmez ateşli silahlarla değişim sürecini tamam-lamıştır. Bu uzun süreçte atalarımızdan miras silah ve av tutkumuz en ufak bir değişime uğramadan bizlere aktarılmıştır. Sadece fark; avı, hayatta kalma değil hobi amacıyla yapmamız, av sahasına imkanlarımız nispetinde at yerine arabayla ulaşmamız, ok ve mızrak yerine bilgimiz, ilgimiz, zevkimiz, doğrultusunda silah kullanmamızdan ibarettir.

Bu durumda silah seçimi avın ve avlağın giderek tükenmekte olduğu şu dönemde daha bilinçli olma zorunluluğunu getirmektedir. Dergiyi okuyan pek çok büyüğüm ve avcı arkadaşım benden mutlaka daha bilgili ve tecrübelidir. Ama belirteceğim hususların pek çok av ve silah tutkununa, özellikle yeni meraklı dostlara bir nebze faydalı olacağı inancındayım…

Seçim yaparken birkaç tablo yardımıyla silahla ilgili eğiliminizi ve hangi silahın ne maksatla kullanılabileceğini, basit teknik özelliklerini gözönüne serip bu konuda kendinizi daha iyi tanımanıza yardımcı olacağımı düşünüyorum. Belirteceğim hususların çoğu şahsi kanaatim olup genel için bağlayıcı özellik taşımaz.

Öncelikle ülkemizde bulabileceğimiz av silahları ile ilgili ana bilgilerin açıklanmasında, kulaktan dolma yanlış bilgilerin doğru esaslara bağlanmasında fayda görmekteyim.

A) YARI OTOMATİK ( SEMİ AUTOMATİC): Şu an ülkemizde kullanılan en yaygın av tüfeğidir. Kanun gereği takoz kullanıp 2+1 fişekle çalışması gerekirken genelde bu yasağa uyulmamakta, atım adedinin fazla olması nedeniyle tercih edilmelidir. Tercih nedenlerinden biride yüksek atım sayısı ve yarı otomatik olmasının getirdiği kendine güvenen hissi, yani hevestir. Bir başka neden koruma amacıyla makbul görülmesidir. Pek çoğu bu silahları tabanca muadili olarak görmektedir. Birde köy düğünleri esnasında ve milli maçlar sonrası insan vurmak için tercih eden yaratıklar vardır ki bunlar konumuz dışındadır.

Bu silahlar çalışma prensipleri açısından üç grupta incelenir.

1.”Gazlı” Tabir Edilenler: Patlama sonrasında tapa namlu ağzına yanaştığında geride biriken gaz basıncının namlu içerisindeki delikten alt aktarılıp mekaniz-manın geri iletilmesi sistemiyle çalışır.

2.Döner Başlıklar: Patlama sonucunda geriye hareket etme eğiliminde olan fişeğin mekanizmayı itmesi sonucu çalışır.

3.Gazlı ve Döner Başlıklar: Her iki sistemin avantajlardan istifade etmek maksadıyla çıkarılan bir mekanizmadır.

Her üç sistemde de silahın verimi kullanılan malzemenin kalitesine, işçiliğe ve üretim teknolojisine bağlıdır. Bunları iyi kullanan markaların silahları diğerlerine üstünlük sağlar.

Avantajlı Yönleri Şunlardır:

1. Geçit avlarında avantaj sağlar. Yılın hırsını ördek ve kaz geçitlerinde katliama dönüştürmek isteyen iyi bir atıcı için gerçekten sonucu etkileyebilir.(Şahsen tasvip etmiyorum.)

2. Sürek avlarında avantajlıdır. (Tutukluk yapma ihtimaline karşı pompalı silahlar tercih edilmelidir. Pompalı silahlar konusuna ayrıca değineceğim.) Sürek avı risk avıdır, özellikle acemi avcı için!!! Birkaç yönden domuzun taarruzuna veya geçitine maruz kalma ihtimali daima vardır ve yaralı bir domuz her zaman çok tehlikelidir. Bu durumlarda üç veya dördüncü mermi hayat kurtarabilir.

Dezavantajlar:

1. Daima fazla mermi sarfiyatına neden olur. Bu işi gerçekten bilenler bir uçara veya kaçara ilk iki mermi isabet etmediyse mesafenin artması nedeniyle üçüncü merminin isabet ihtimalinin çok çok az, dördüncüsününse hemen hemen hiç olmadığını takdir ederler. Oysa avı kaçırmama psikolojisiyle genelde üç ve dördüncü atılır. Otomatik tabir edilen yarı otomatik tüfekle çok mermi atıp çok av yapacağını hayal eden silah meraklıları bunu asla unutmamalıdır. Yani iki olmazsa üçüncü veya dördüncüde vururum hissine kapılmayınız, yanılırsınız.

2. Ağırlığı diğer dezavantajıdır. Hem silahın boş ağırlığı, hem de içindeki 7-8 mermi ilavesi keklik, çulluk, tavşan avı gibi zor ve çetin arazi avlarında önemli ölçüde dezavantajdır. Unutmayınız, bu tip arazide kat edilen her kilometre silahın ağırlığını daha da artıracak ve hele ileri yaştaysanız sizi oldukça yoracaktır.

Bir önceki konuda değindiğimiz gibi bu avlarda 7-8-9 mermi hiçbir avantaj getirmez. Zaten bu kadar çok mermi alan yarı otomatik tüfek yabancı menşeli silahlarda pek görülmez. En kalabalığı 5+1 dir. Demek ki bu heves sadece bize mahsus.

3. Sportmence değildir. Eğer avcı için bugün, korumak vurmaktan önemliyse o halde şans tanımak çevreci avcının görevidir.

B- POMPALI (PUMP ACTİON):

Ülkemizde genellikle kısa namlulu üretilmektedir. (Yabancı pompalılarda uzun namlularda mevcuttur.) Bu, ülkemizde üretilen pompalılara talebin, avdan ziyade savunma amacı taşıdığının bir göstergesidir. Zaten 45-50-55 cm.lik namlular pek çok av için yeterli değildir.

Avantajlar:

1) Her ne kadar av tezkeresi ile temini son derece kolayda olsa da aslında iyi bir yakın savunma silahıdır. Bilindiği üzere çoğu kez konutlarda, kırsal alanlarda, araçlarda savunma silahı niyetiyle taşınmaktadır. Magnum namlulu bir pompalı uygun mermiyle çok tehlikeli bir silaha dönüşebilir. (Şahsım adına 60 cm. den kısa namlulu ve dipçiksiz olanların av tüfeği kapsamından çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.)

2) Bana göre sürek avının ideal silahıdır. Birkaç yönden azılı domuzu karşısında gören veya yaralı bir azılının karşısına çıkan avcı için kurtuluş olabilir. 1993 yılında Seben Yaylasında maalesef bir avcı yaralı bir domuz tarafından adeta biçilmiştir. Yarı otomatiğe göre avantajı tutukluluk ihtimalinin az olmasıdır. Çünkü boş kovan atımı ve yenisinin dolumu manuel (el yardımıyla) yapılmaktadır.

3) Fiyat yönünden diğer sınıflar içinde en hesaplı olanıdır.

Dezavantajları:

1- 60 cm. den kısa namluyla bence av tüfeği değildir. Namlu 60 cm.’den uzun seçilmelidir.

2- Boşaltma-doldurma hareketi (Pump Action) pratik gerektirir. Seri olabilmek için özel çalışma yapılmalıdır.

3- Yarı otomatikler gibi ağır ve üstelik hantal sayılabilecek bir silah türüdür. Tüm bunlara rağmen Amerika’da yaygın bir av silahı olduğunu okumaktayız.

C. ÇİFTELER (Yan yana ve üst- alt):

Esasen çifteler tabiri hem süper poze, hem çifteyi kapsamına alır. Hiçbir yabancı silah kataloğunda süperpoze terimine rastlayamadığımı ifade edebilirim. Doğru ifade yan yana çifte (Side by side) ve üst alt çiftedir.(over and under)

Nostaljik açıdan en eski av silahları olması sebebiyle apayrı bir önem kazanırlar. Yapımı el emeği, ustalık, incelik ve iyi işçilik gerektirir. Dolayısıyla uğraşı, zeka ve beceri el emeği ve göz nurunun sonucudur. Centilmen ve sportmen avcının silahı çiftedir. Üst alt veya yan yana ayırımına girmiyorum. Çünkü bu kişilerin el alışkanlığı, beğenisi ve zevkine bağlıdır. Her ikisi de temelde aynıdır. Trap ve skeet yarışmalarında üst alt çifte avantaj sağlar. Av sahasında fark kişilerin beğenisine kalmıştır. Süslemeleri (Tam veya yarım çakmak, tam, yarım çeyrek kabze, standart veya ceylan burnu kundak, standart, İngiliz, monte carlo dipçik)en iyi gösteren silahlarda bunlardır. Şahsen yukarıda belirttiğim ayrıntıların yarı otomatik veya pompalıya çifte kadar yakıştığını düşünmüyorum. Bu tür yerli silahlar size kalibre açısından da çok seçenek sunar. Zira yurdumuzda 12 kalibre dışında 16, 20, 28, 36, numaralı çifteler dışında pek yarı otomatik ve pompalı göremezsiniz. 55′ den 76′ ya kadar pek çok namlu uzunluğu da ayrı bir alternetiftir. Dünyanın biz hariç her yerinde kıymetli ve popüler olan silahlar çiftelerdir.

D. YİVLİ SİLAHLAR:

Domuz, ayı, geyik, karaca nadiren kurt, çakal, kaz, gibi avlarda tercih edilen mermi atan silahlardır. Duran hedeflerde daha etkilidir. Hareketli hedefi tek mermiyle uzaktan vurma beceri gerektirir. Uzak mesafeli büyük ava ilgi duyan avcının silahıdır. Özel ihtisas gerektirdiğinden ve meraklıları zaten ayrıntıları en iyi şekilde bildiğinden derinlemesine girmiyorum. Yivli silahlarında yarı otomatik, pompalı ve tek atan tipte çok çeşitli kalibreleri mevcuttur.

ÇAP AÇISINDAN:

Yivsiz av tüfeğinde çapın nasıl tespit edildiği derginin önceki sayılarında mevcuttur. Özet olarak 454 gram kurşun örneğin 12 çeşit parçaya ayrılır 12’de bir parçası küre haline getirilirse kürenin çapı 12 çapa tekamül eder. 16’ya ayrılıp bir parça küre haline getirilirse bu kürenin çapı da 16’ya denk gelir. Bu sistem İngilizlerin bulduğu bir sistem olup Dünyada bu şekilde kabul görmüştür.

1- 16 çap: 12 ve 20 nin arasında kalmış bir namlu olduğundan şahsen tercih etmem. 12 ye göre bence daha az saçmanın hedefe daha toplu gitmesi dışında avantajı yoktur.

2- 20 çap: Ülkemizde pek kullanılmasa da özellikle A.B.D. de yaygın olduğunu duymaktayız. Bana göre kullanımı zevkli bir çaptır. Azaltılmış barut ve saçma ile kendi fişeğini dolduranlara maddi avantaj sağlaması yanında sesi ve geri tepmesi de azdır. Bıldırcın avında rahatlıkla kullanıldığı gibi toplu gitmesi nedeniyle ördekte bile kullanılabilir. Hafifliği ve göze hoş görünümü ayrı bir ayrı bir avantajdır.

3- 12 çap: Avcının tüfeği 12 çaptır. Genel olarak fişek numarası ve barut saçma oranının iyi ayarlanmasıyla her avda rahatlıkla kullanılabilen en iyi çaptır. Öldürücü etkisi, dağılımı itibariyle avantaj sağlar. Tabii ki her tür çapta şok seçimi önemlidir. Şok konusunda bilmeniz gerekenleri de derginin önceki sayılarında tüm ayrıntılarıyla bulabilirsiniz.

YERLİ- YABANCI FARKI:


Yabancı silah hayranlığıyla yanlış seçimler yapmanızı istemem. Bu bölümde kesinlikle marka belirtmeyeceğim. Ama yabancı silahların çoğunun 8. Kalite silahlar olduğunu bilerek üç sıfırlı dolarlarınızı heba etmemenizi öneririm ama Beretta, Remington, Winchester, Browning, Group, Bernandelli, S.K.B., Miroku, Antonio Zoli, Darne, Merkel, Saint Etienne, Churchill artık klasikleşmiş silah devleridir. Farkları KALİTELİ MALZEME, İŞÇİLİK, KİLİT SİSTEMLERİ ve sonuçta UZUN ÖMÜRLÜ olmalıdır. Bundan dolayı dedemizin silahını bizde kullanabiliyoruz. Müşteriye saygıları da apayrı bir güzellik bence. Bugün A.B.D.’ de veya Avrupa’ da bir silah fabrikasına yazdığınız da 15 günde kataloğu elinize yollayacaklardır. Ben bizim iki büyük silah fabrikasına çizdiğim şekilleri fakslayıp özel silah yaptırmak istediğimi en ince ayrıntısıyla belirtiyorum, beyefendiler fiyatı fakslamaya dahi tenezzül etmiyorlar. Tek fark bu işte. Tüketici dolayısıyla insana verilen değer ve saygı. Yoksa el emeği ve zanaatta (işleme, süsleme ve gravür) Düzce ustalarının , Beyşehir ustalarının en az Avrupalı kadar iyi olduğunu iddia ediyorum. Ülkemiz silahları istenildiğinde Avrupa silahlarıyla boy ölçüşebilecekken maalesef piyasada genelde sıra tüfekleri görüyoruz. Numunelikte olsa ithal ettikleri silahlardan teşhir için bayilere dağıtsalar sizlerde neler yapabileceklerini hayretle göreceksiniz ama…

Sonuçta seçici olduktan sonra yerli veya yabancı da çok iyi veya kötü olabilir ama kilit sistemleri, kubuz ve namlu çeliği, ahşap aksamı, işçiliği konusunda seçici olmanızı tavsiye ederim. Bu konunun ayrıntılarına ileri ki yazılarımda ayrıca değinmek istiyorum.

Gönlümüz tabi ki paramızın ülkemizde kalması. Bizler ülkemizle övünüyoruz ve kesinlikle yabancı malı kompleksi taşı-mıyoruz. Yeter ki aynı ihtimamı tüm üreticilerde bize göstersin. Dayanıklılık başlı başına bir tercih sebebidir. Bunu tayin eden faktörler ise: Malzeme kalitesi, işçilik, kilit ve çalışma mekanizmasının seçimi (Beretta veya Winchester kilit gibi.) dayanıklılık, namlu basınç ve çıkış kontrol testlerinin dünya standartlarına uygun olarak yapılmasıdır. Bunlar uygun yapıldığı taktirde silahın cinsi, menşei, markası ne olursa olsun ömrü uzun olacaktır. Sonuç olarak örneğin yarı otomatik çifteden dayanıklıdır gibi bir genelleme doğru değildir.

Silahın ömrünü tayin eden diğer önemli faktörse kullanım titizliği ve uygun bakımdır. Bu konuda da müteakip sayılarda ayrıntılı bir yazı hazırlayacağım. Gelelim en önemli konuya:

Lütfen silah alacaksanız yada silah sahibi olupta bugüne dek öğrenme inceliği göstermediyseniz;

Önce silahın emniyetli bir şekilde nasıl taşınacağını avlakta emniyet kuralları ve diğer avcıya saygı kültürünü benimseyin, öğrenin ve çevrenize aşılayın.

Bir bıldırcın için insan vuran, avlağa girdiği anda herkesi kaçıran ve bunu marifet sayan eli silahlı magandalardan biri olacaksanız

Fişek atarken meydana gelecek arızalar


1-Atış sırasında fişek kovanının çatlaması: Atıştan önce kovanın üzerinde çizgiler bulunması veya kovanın hatalı imal edilmesi, atış sırasında fişek kovanının çatlamasına neden olur.

Çatlamış kovan gövdesi barut gazının kaçmasına, dolayısı ile ilk hızın düşmesine neden olur. Kovan gövdesi çatlaması anında dışa doğru açılacağından fişek yatağını çizerek zamanla aşınmasına neden olur.

2-Fişeğin ateşlenmemesi: Atış sırasında fişek ateşlenmediği taktirde, eğer ateş etmeniz çok önemli ise yani silahınızı kullanmanız mutlaka gerekiyorsa, panik yapmadan kapak takımını geri çekip arızalı fişeğin dışarı çıkmasını ve fişek yatağına yeni fişek girmesini sağlamalısınız. Burada dikkat etmeniz gereken bir konu var. Arızalı fişeği dışarı çıkartırken her an patlama riskine karşılık, kesinlikle tabancayı kendinize yaklaştırıp fişeğe ve tabancaya bakmamalı, namluyu hedeften ayırmadan tabancayı kendinizden uzak tutarak ve başınızı geriye çevirerek dışarı çıkmasını sağlamalıyız. Eğer hemen ateş etmeniz gerekmiyorsa, kapak takımını hemen açmak tehlikeli olacağından, 15-20 saniye bekledikten sonra horoz elle kurulur ve tetik düşürülür. Yine ateş almazsa aynı işlem tekrar edilir. Üçüncü kezde ateş almazsa fişek dışarıya çıkartılarak kapsül incelenir. Kapsülde kuvvetli bir iğne izi varsa, iğne normal çarpmıştır ve hata fişektedir. Yapılacak tek işlem fişeği değiştirmek olacaktır. Ateş almayan fişek dikkatlice değiştirilmelidir. Aksi taktirde fişeğin patlamasına neden olabilir.

Fişeğin ateş almamasının nedenleri şunlardır:

a. İğne kapsüle normal bir sertlikte vurmuşsa;
-Fişek fazla nemli ortamda bırakılmıştı,
-Kapsülde alev kanalı yoktur,
-Kapsülde örs yoktur,
-Kapsül içinde barut yoktur,
-Kapsül yüksüğünün dip kısım kalınlığı fazladır,

Bu durumda fişek değiştirilmelidir.

b. İğne kapsüle çok hafif vurmuşsa veya hiç çarpmamıştır;
-Tabancada mekanik bir hata vardır,
-İğne kısadır,
-İğne kırıktır,
-İğne metali zayıftır,
-Mekanizma tam kilitlenmemiştir,
-İğne yuvası içinde yağ veya pislik birikmiştir.

Hata tabanca ve iğnede ise, yetkili silah tamirhanesinde onarımı yaptırılmalı, bakım hatası ise iyice temizlenmelidir.

3-İğnenin kapsüle çok kuvvetli çarpması: Tetiğin düşü-rülmesi esnasında iğnenin kapsüle çok kuvvetli çarpması sonucu kapsül delinebilir, hatta kapsül iğneye takılı kalarak tabancanın tutukluk yapmasına neden olabilir. Bu hatanın nedenleri şunlardır:
a. Kapsülün kapsül yuvasından yüksekte bulunması,
b. İğnenin standartlardan uzun olması,
c. Horoz yayının sert olması nedeni ile horozun iğneye çok kuvvetli itmesi.

4-Sevk barutunun kısmen yanması: Ateşleme sonucunda sevk barutunun normal yanmaması ile oluşan gaz basıncı mermiyi namludan dışarı fırlatmaya yeterli gelmez. Bu olay anında fark edilmezse namludaki bu tıkanıklıktan dolayı, bir sonraki atışta oluşan basınç ve ikinci merminin etkisiyle namlunun şişmesine veya parçalanmasına neden olunur.

Sevk barutunun kısmen yanmasının nedenleri şunlardır:
a. Kapsül içindeki barutun az olması,
b. Sevk barutunun nemlenmesi.

Böyle bir durumda, tabanca emniyete alınır, şarjör çıkartılır, namluya sürülmüş fişek çıkartılır, (toplu tabancada) top yuvaları boşaltılır. Namlu ucundan geriye doğru harbi ile bastırılarak namlu içinde kalmış olan mermi çıkarılır. Namluda kalan barut artıkları temizlendikten sonra atışa devam edilir.

5- Geç ateş alma: Bu arıza rutubetli baruttan, tabancadaki bir arıza veya iğnenin hafif vuruşundan ileri gelir. Bu arızanın ateş almadan ayırt edilmesi zordur. Fişeğin ateş almamasından daha tehlikelidir. Fişeğin ateşlenmemesi duru-munda uygulanan hareket tarzları burada da uygulanır.

6- Kapsülün delinmesi: Bunun nedeni iğnenin uzun olması, horozun iğneye sert çarpması, kapsül yüksüğünün ince veya sert olmasıdır. Tabancanın tutukluk yapmasına neden olabilir.

7- Kapsülün gaz kaçırması: Ateşleme sonucunda oluşan barut gazı, kapsül yüksüğü ile yuvası arasından kaçar bu sırada kapsül etrafında bir kararma meydana gelir. Kararmanın fazla olması gaz kaçağının fazla olduğunu gösterir. Bu arızanın nedenleri şunlardır:

a. Kapsül yuvası çapının kapsül yüksüğü çapından çok büyük olması,
b. Barut gazı basıncının fazla olması,
c. Kapsülün hatalı imal edilmesi.

8- Kapsülün gevşek olması: Kapsülün gevşek olması, mermi namlu ağzını terk ettikten sonra, boş kovan dışarı atılırken kapsülün namlu içine düşmesine neden olur. Bu durum ikinci atışta namlunun halkavi olmasına hatta namlunun çatlamasına bile neden olabilir.

9- Kovanın geri çekilmemesi: Mermi namlu ağzını terk ettikten sonra boş kovan geri çekilemez ve ikinci fişeğin namluya sürülmesine engel olur. Bunun nedenleri şunlardır:

a. Tırnağın arızalı olması,
b. Kovan dip tablasının çekmeğe müsait olmaması,
c. Fişek yatağındaki barut artıkları ve tozun bakımsızlıktan dolayı yapışkan etkisi yaparak kovanı bırakmaması.

10- Kovan üzerinde çöküntü: Hazne veya kovandaki yağ ve pislikten dolayı kovan üzerinde içe doğru bir çöküntü meydana gelir. Böyle durumlarda atışa ara verilerek tam bir bakım yapılır.

11- Kovanın deforme olması: Atıştan sonra kovan deforme olabilir yani boynu uzayabilir, boğaz kısmı kısalabilir, kovanda dışa doğru bir şişkinlik olabilir. Bunların nedeni haznenin arızalı olması ve ayarsızlıktır. Kovandaki şişkinlik ise yüksek basınçtan ileri gelir.

Dünyamız ne kadar büyük

Dünya (Yer, Yeryüzü, Acun, eski dilde Cihan ya da Arz), Güneş Sistemi’nin Güneş’e uzaklık açısından üçüncü sıradaki gezegeni. Üzerinde yaşam barındırdığı bilinen tek doğal gök cismidir. Katı ya da ‘kaya’ ağırlıklı yapısı nedeniyle üyesi bulunduğu yer benzeri gezegenler grubuna adını vermiştir. Bu gezegen grubunun kütle ve hacim açısından en büyük üyesidir. Büyüklükte, Güneş Sistemi’nin 8 gezegeni arasında gaz devlerinin büyük farkla arkasından gelerek beşinci sıraya yerleşir. Tek doğal uydusu Ay’ dır.

Yerkürenin oluşumu

Yapılan araştırmalar sonucu gezegenimizin yaşı 4,5 milyar yıl olarak hesaplanmıştır.Geçen bu zaman dilimi, karmaşık bileşik yapılar ve içerdiği elementler göze alındığında, Güneş, Dünya ve diğer gezegenler dahil Güneş sistemi’ndeki yapıları oluşturan moleküler bulutsunun kaynağı, ömrünü önceden tamamlamış bir genç tip yıldız’ın dağılmış artıklarının ve yıldızlarası maddenin bir merkez etrafında dönerek gittikçe yoğunlaşmasıyla oluşmuştur. Merkezde yoğunlaşan çoğunlukla Hidrojen ve Helyum molekülleri yeni bir G2 türü yıldızı, yani Güneş’i oluşturmaya başlamış, çevre disklerdeki yoğunluklu bölgelerde ise gezegenler oluşmaya başlamıştır. Dünyamız ise Güneş’e 3. sırada yakınlıkta bulunan karasal bir iç gezegendir.

Oluşum diskleri süreci ve sonrasında bu karasal gezegenler ağır göktaşı çarpışmalarına sahne olmuştur. Göktaşları yapısında bulunan donmuş buzlar, silikat ve metal yapılar, karaların ve okyanuslarının oluşmasını sağlamış, merkezde yoğunlaşan ağır demir ve nikel elementleri ise gezegenimizin çekirdeğini oluşturmuştur. Ağır göktaşı bombardımanı, asteroid kuşağının Jüpiter’in güçlü çekim etkisi sonucu daha kararlı hale gelmesiyle gittikçe azalmıştır. Uygun koşullar oluştuğunda gelişmeye başlayan canlı hayat sonrasında özellikle bitkiler ve yaptıkları fotosentez ile atmosfer’imizin yapısal bileşimi önemli oranda değişmiş ve oksijen oranının yükselmesine neden olmuştur.

Dünya’nın Yaşı

Dünya’nın yaşı doğrudan doğruya kayaçların yaşıyla ölçülemez. Çünkü bilinen en yaşlı kayaçların bile bugün artık yeryüzünde var olmayan daha yaşlı kayaçlardan oluştuğunu biliyoruz. Bugüne kadar saptanabilen en yaşlı kayaçlar Grönland’ın batısında bulunmuştur ve 4,1 milyar yaşındadır. Demek oluyor ki Dünya’nın yaşı bundan daha fazladır.

Bugün Dünya’nın yaşını hesaplamak için elde edilen en iyi yöntem radyoaktif elementlerin yarılanmaları sonucu başka elementlere dönüşümleridir. Örneğin radyoaktif uranyum elementinin uranyum-238 ve uranyum-235 gibi iki ayrı tipte atomu (izotop) vardır. Bu atomların ikisi de çok yavaş bir süreçle kurşun atomlarına dönüşür. Öbür uranyum izotopundan biraz daha ağır olan uranyum-238’in dönüşümüyle daha hafif bir kurşun izotopu olan kurşun-206, uranyum-234’in dönüşümüyle de biraz daha ağır bir izotop olan kurşun-207 atomları oluşur. Uranyum-235’in kurşuna dönüşme hızı uranyum-238’in dönüşme hızından altı kat daha fazladır. Bu nedenler, incelenen bir kayaçtaki kurşun-206 ve kurşun-207 atomlarının oranı kayacın yaşına bağlı olarak değişir. En yaşlı olduğu düşünülen bir kurşun minerali ile bugün okyanuslarda oluşan kurşunun izotop yapısı arasındaki fark, ancak bu iki örneğin oluşumları arasında 4,55 milyar yıllık bir zaman dilimi olmasıyla açıklanabilir. Bu süre de Dünya’nın yaşı olarak kabul edilebilir. En eski kayaçların yaşını hesaplamak için radyoaktif rubidyum elementinin stronsiyuma dönüşme süreci de temel zaman ölçeği olarak alınabilir. Bunun sonucunda dünyamızın tahminen 5.5 milyar yıllık olduğu varsayılmaktadır.

Biçimi


Dünya’nın üzerindeki topografik oluşumlar ve kendi ekseni etrafındaki eksantrik hareketi nedeniyle düzgün bir geometrisi yoktur. Geoibs bir biçimdedir, fakat ekvatordaki yarıçapı kutuplardaki yarıçapından fazladır. Bu kutuplarından basık özel küresel geometrik şekil jeoit (Latince, Eski Yunanca Geo “dünya”) yani “Dünya şekli” diye adlandırılır. Referans küremsinin ortalama çapı 12.742 km’dir (~40.000 km/π). Yer’in ekseni etrafında dönmesi ekvatorun dışarı doğru biraz fırlamasına neden olduğu için ekvatorun çapı, kutupları birleştiren çaptan 43 km daha uzundur. Ortalamadan en büyük sapmalar, Everest Dağı (denizden 8.848 m yüksekte) ve Mariana Çukuru dur (deniz seviyesinin 10.924 m altı). Dolayısıyla ideal bir elipsoide kıyasla Yer’in %0,17’lik toleransı vardır. Ekvatorun şişkinliği yüzünden Yer’in merkezinden en yüksek nokta aslında ekvatordadır.

İç yapısı

Yer’in içi, diğer gezegenler gibi, kimyasal olarak tabakalardan oluşur. Yer’in silikattan oluşmuş bir kabuğu, yüksek viskoziteli bir mantosu, akışkan bir dış çekirdeği ve katı halde bir iç çekirdeği vardır.

Yer’in tabakaları aşağıda belirtilen derinliklerdedir:

Derinlik (Km) Tabaka
0–60 Litosfer (5 ila 200 km arası değişir)
0–35 … Kabuk (5 ila 70 km arası değişir)
35–60 … mantonun en üst kısmı
35–2890 Manto
100–700 … Atmosfer
2890–5100 Dış kabuk
5100–6378 İç kabuk

Dünya’nın dış kabuğu ile bu kabuğun üzerindeki atmosfer(hava) ve hidrosfer (okyanuslar ve denizler)katmanları doğrudan gözlemle incelenebilir. Oysa Dünya’nın iç bölümlerine ulaşarak yapısını doğrudan inceleme olanağı yoktur. Dünya’nın iç yapısına ilişkin bütün bilgiler depremlerin incelenmesinden ve Dünya’nın içinde var olduğu düşünülen maddeler üzerindeki deneylerden elde edilmiştir. Yanardağların varlığına ve yerkabuğunun yüzeyindeki ısı akışı ölçümlerine dayanarak Dünya’nın iç böümlerinin çok sıcak olduğunu biliyoruz. Yerkabuğunun derinliklerine doğru indikçe kayaçların sıcaklığı her kilometrede 30 °C kadar yükselir. Böylece; kabuğun en alt katmanlarının çok daha üstünde yer alan kayaçlar kızıl kor haline dönüşür. Aslında Dünya’nın büyüklüğüne oranla yerkabuğu çok incedir. Eğer Dünya’yı bir futbol topu büyüklüğünde düşünürsek kabuğu da ancak topun üzerine yapıştırılmış bir posta pulu kalınlığındadır. Kabuğun altında kalan kayaçlar ise akkor sıcaklığına kadar ulaşır.

Depremlerin nedeni, yerkabuğundaki bir kırıkla birbirinden ayrılan iki büyük kütlenin (levhanın) birdenbire harekete geçerek üst üste binmesi ya da uzaklaşması sonucunda yerkabuğunun şiddetle ileri geri sarsılmasıdır. Büyük bir depremde bazi titreşimler Dünya’nın öbür yüzündeki dairesel bir alanda “odaklanır”. Buna karşılık bazı titreşimler çekirdeği aşıp öbür yana geçmez. Böylece Dünya’nın öbür yüzünde hiçbir titreşimin duyulmadığı halka biçiminde bir “gölge” belirir. Bu gölgenin boyutları ölçülerek çekirdeğin büyüklüğü hesaplanabilir. Ayrıca deprem titreşimlerinin yayılma hızi saptanarak içinden geçtikleri maddelerin yoğunluğu, dolayısıyla bileşimi belirlenebilir. Eritilmiş kayaçlarla yapılan laboratuvar deneyleri bu çalışmalara büyük ölçüde ışık tutar. Dünya’nın yüzeyi, kalınlığı 6 ile 70 km arasında değişen bir “kabuk” katmanıyla örtülüdür. Yerkabuğu denen bu katman daha ağır maddelerden oluşan ve 2.865 km derine inen çok kalın “manto” katmanının üzerine oturur. Mantonun bittiği yerde Dünya’nın merkezine kadar kadar 3.473 km boyunca uzanan “çekirdek” başlar. Jeologlara göre, içteki manto katmanı çok büyük kabarma harektleri sonucunda yerkabuğunu iterek birçok yerde yüzeye cıkmıştır. Ayrıca normal olarak yerkabuğunun yapısında bulunmayan bazı kayaçlar da yanardağı hareketleri nedeniyle Dünya’nın yüzeyine ulaşmıştır. Jeologlar bu verilere dayanarak mantonun üst kesimlerinin “ültrabazik” korkayaçlardan oluştuğunu ileri sürerler. Bir yanda “asit” kayaç olarak nitelenen granitin yer aldığı kayaç sınıflandırmasının öbür ucunda bulunan bu ültrabazik kayaçlar ağır demir ve magnezyum silikatlardan oluşur. Mantonun alt bölümlerinin de aynı yapıda, ama daha ağır ve yoğun olduğu sanılmaktadır. Çekirdeğin yapısındaki maddeler ise hem mantodakilerden daha ağır, hem de hiç değilse çekirdeğin dış bölümünde sıvı haldedir. Buna karşılık çekirdeğin içinin manto ve kabuk gibi katı olduğu sanılıyor. Yerçekirdeğin olağanüstü bir basınç vardır. Bilinen elementlerin çoğu böylesine büyük bir basınç altında çok yoğunlaşmış olarak bulunabilir; ama jeologların genel kanısı, bazı demirli göktaşları (meteoritler) gibi çekirdeğin de metal halindeki nikel ve demirden oluştuğudur.

Levha hareketleri


Levha hareket teorisi’ne (tektonik levha teorisi olarak da bilinir) göre Yer’in en dış kısmı iki tabakadan oluşur: kabuğu da kapsayan litosfer ve mantonun katılaşmış dış kısmı. Litosferin altında astenosfer bulunur, bu mantonun yüksek viskoziteli olan iç kısmıdır.

Litosfer, astenosferin üzerinde, tektonik levhalara ayrılmış bir halde yüzmektedir. Bu plakalar belli temas noktalarında üç tür hareketten birini gösterirler: yaklaşma, uzaklaşma veya yanyana kayma. Bu temas noktalarında depremler, volkanik faaliyetler, dağ oluşumları ve okyanus dibi hendekler oluşur.

Ana plakalar şunlardır:

  • Afrika plakası, Afrika’yı kapsar.
  • Antarktik plakası, Antarktika’yı kapsar
  • Avustralya plakası, Avustralya’yı kapsar. (Hint plakası ile 50-555 milyon yıl önce birleşmiştir)
  • Avrasya plakası, Asya ve Avrupa’yı kapsar.
  • Kuzey Amerika plakası, Kuzey Amerika ve kuzey-doğu Sibirya’yı kapsar
  • Güney Amerika plakası, Güney Amerika’yı kapsar.
  • Büyük Okyanus plakası, Büyük Okyanus’unu kapsar

Önemli küçük plakalar arasinda Hint plakası, Arabistan plakası, Karaip plakası, Nazka plakası, Skotia plakası ve Anadolu plakası sayılabilir.

Aşınma

Kıtaları oluşturan güç, levha hareketlerinin motoru olan Yer’in iç enerji kaynağıysa, çok daha büyük bir dış enerji kaynağı, kıtaları aşındırarak yok etme sürecinde etkili olur: Güneş enerjisi. Atmosfer hareketlerini ve su döngüsünü sürdürmek için gerekli enerjiyi sağlayan güneş ışınları, su ve rüzgar aşındırması ile kıta yüzeylerinden koparılan minerallerin yine bu iki araç yardımıyla okyanus tabanlarına taşınarak çökmesine yardımcı olur. Bu mekanizma ile okyanus kabuğu üzerinde gittikçe kalınlaşarak biriken tortul kaya katmanı, dalma-batma mekanizması sırasında yerküre içlerine taşınarak yeniden erir.

Aşınma mekanizması, suyun yerçekimi etkisi altındaki hareketlerini izler, yüksek dağların aşınarak alçalmasına, okyanus derinliklerinin dolarak yükselmesine yol açar, sonuçta yer yuvarlağının girinti ve çıkıntılarının törpülenerek çekim etkisi ile belirlenmiş ideal jeoit biçimine yaklaşması yönünde çalışır.

Güneş Sistemi’nin oluşumu ile ilgili farklı teoriler ortaya atılmıştır. En geçerli teori sayılan Kant-Laplace teorisine Nebula teorisi de denir. Bu teoriye göre, Nebula adı verilen kızgın gaz kütlesi ekseni çevresinde sarmal bir hareketle dönerken, zamanla soğuyarak küçülmüştür. Bu dönüş etkisiyle oluşan çekim merkezinde Güneş oluşmuştur. Gazlardan hafif olanları Güneş tarafından çekilmiş, çekim etkisi dışındakiler uzay boşluğuna dağılmış ağır olanlar da Güneş’ten farklı uzaklıklarda soğuyarak gezegenleri oluşturmuşlardır.

Dünya’nın Oluşumu Dünya, Güneş Sistemi oluştuğunda kızgın bir gaz kütlesi halindeydi. Zamanla ekseni çevresindeki dönüşünün etkisiyle, dıştan içe doğru soğumuş, böylece iç içe geçmiş farklı sıcaklıktaki katmanlar oluşmuştur. Günümüzde iç kısımlarda yüksek sıcaklık korunmaktadır. Dünya’nın oluşumundan bugüne kadar geçen zaman ve Dünya’nın yapısı jeolojik zamanlar yardımıyla belirlenir.

Jeolojik Zamanlar Yaklaşık 4,5 milyar yaşında olan Dünya, günümüze kadar çeşitli evrelerden geçmiştir. Jeolojik zamanlar adı verilen bu evrelerin her birinde , değişik canlı türleri ve iklim koşulları görülmüştür. Dünya’nın yapısını inceleyen jeoloji bilimi, jeolojik zamanlar belirlenirken fosillerden ve tortul tabakaların özelliklerinden yararlanılır. Jeolojik zamanlar günümüze en yakın zaman en üstte olacak şekilde sıralanır.

Dördüncü Zaman Üçüncü Zaman İkinci Zaman Birinci Zaman İlkel Zaman

İlkel Zaman Günümüzden yaklaşık 600 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İlkel zamanın yaklaşık 4 milyar yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları : Sularda tek hücreli canlıların ortaya çıkışı En eski kıta çekirdeklerinin oluşumu

İlkel zamanı karakterize eden canlılar alg ve radiolariadır.

Birinci Zaman (Paleozoik)

Günümüzden yaklaşık 225 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Birinci zamanın yaklaşık 375 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları : Kaledonya ve Hersinya kıvrımlarının oluşumu Özellikle karbon devrinde kömür yataklarının oluşumu İlk kara bitkilerinin ortaya çıkışı Balığa benzer ilk organizmaların ortaya çıkışı Birinci zamanı karakterize eden canlılar graptolith ve trilobittir.

İkinci Zaman (Mezozoik) Günümüzden yaklaşık 65 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İkinci zamanın yaklaşık 160 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. İkinci zamanı karakterize eden dinazor ve ammonitler bu zamanın sonunda yok olmuşlardır.

Zamanın önemli olayları : Ekvatoral ve soğuk iklimlerin belirmesi Kimmeridge ve Avustrien kıvrımlarının oluşumu İkinci zamanı karakterize eden canlılar ammonit ve dinazordur.

Üçüncü Zaman (Neozoik) Günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Üçüncü zamanın yaklaşık 63 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları : § Kıtaların bugünkü görünümünü kazanmaya başlaması § Linyit havzalarının oluşumu § Bugünkü iklim bölgelerinin ve bitki topluluklarının belirmeye başlaması § Alp kıvrım sisteminin gelişmesi § Nümmilitler ve memelilerin ortaya çıkışı Üçüncü zamanı karakterize eden canlılar nummilit, hipparion, elephas ve mastadondur.

Dördüncü Zaman (Kuaterner) Günümüzden 2 milyon yıl önce başladığı ve hala sürdüğü varsayılan jeolojik zamandır. Zamanın önemli olayları : İklimde büyük değişikliklerin ve dört buzul döneminin (Günz, Mindel, Riss, Würm) yaşanması İnsanın ortaya çıkışı Dördüncü zamanı karakterize eden canlılar mamut ve insandır.
Dünya’nın İç Yapısı Dünya, kalınlık, yoğunluk ve sıcaklıkları farklı, iç içe geçmiş çeşitli katmanlardan oluşmuştur. Bu katmanların özellikleri hakkında bilgi edinilirken deprem dalgalarından yararlanılır.

Çekirdek Manto Taşküre (Litosfer)

Deprem Dalgaları Deprem dalgaları farklı dalga boylarını göstermektedir. Deprem dalgaları yoğun tabakalardan geçerken dalga boyları küçülür, titreşim sayısı artar. Yoğunluğu az olan tabakalarda ise dalga boyu uzar, titreşim sayısı azalır.

Çekirdek Yoğunluk ve ağırlık bakımından en ağır elementlerin bulunduğu bölümdür. Dünya’nın en iç bölümünü oluşturan çekirdeğin, 5120-2890 km’ler arasındaki kısmına dış çekirdek, 6371-5150 km’ler arasındaki kısmına iç çekirdek denir. İç çekirdekte bulunan demir-nikel karışımı çok yüksek basınç ve sıcaklık etkisiyle kristal haldedir. Dış çekirdekte ise bu karışım ergimiş haldedir.

Manto Litosfer ile çekirdek arasındaki katmandır. 100-2890 km’ler arasında bulunan mantonun yoğunluğu 3,3-5,5 g/cm3 sıcaklığı 1900-3700 °C arasında değişir. Manto, yer hacminin en büyük bölümünü oluşturur. Yapısında silisyum, magnezyum , nikel ve demir bulunmaktadır. Mantonun üst kesimi yüksek sıcaklık ve basınçtan dolayı plastiki özellik gösterir. Alt kesimleri ise sıvı halde bulunur. Bu nedenle mantoda sürekli olarak alçalıcı-yükselici hareketler görülür.

Mantodaki Alçalıcı-Yükselici Hareketler Mantonun alt ve üst kısımlarındaki yoğunluk farkı nedeniyle magma adı verilen kızgın akıcı madde yerkabuğuna doğru yükselir. Yoğunluğun arttığı bölümlerde ise magma yerin içine doğru sokulur.

Taşküre (Litosfer) Mantonun üstünde yer alan ve yeryüzüne kadar uzanan katmandır. Kalınlığı ortalama 100 km’dir. Taşküre’nin ortalama 35 km’lik üst bölümüne yerkabuğu denir. Daha çok silisyum ve alüminyum bileşimindeki taşlardan oluşması nedeniyle sial de denir. Yerkabuğunun altındaki bölüme ise silisyum ve magnezyumdan oluştuğu için sima denir. Sial, okyanus tabanlarında incelir yer yer kaybolur. Örneğin Büyük Okyanus tabanının bazı bölümlerinde sial görülmez. Yeryüzünden yerin derinliklerine inildikçe 33 m’de bir sıcaklık 1 °C artar. Buna jeoterm basamağı denir.

Kıtalar ve Okyanuslar Yeryüzünün üst bölümü kara parçalarından ve su kütlelerinden oluşmuştur. Denizlerin ortasında çok büyük birer ada gibi duran kara kütlelerine kıta denir. Kuzey Yarım Küre’de karalar, Güney Yarım Küre’den daha geniş yer kaplar. Asya, Avrupa, Kuzey Amerika’nın tamamı ve Afrika’nın büyük bir bölümü Kuzey Yarım Küre’de yer alır. Güney Amerika’nın ve Afrika’nın büyük bir bölümü, Avustralya ve çevresindeki adalarla Antartika kıtası Güney Yarım Küre’de bulunur. Yeryüzünün yaklaşık ¾’ü sularla kaplıdır. Kıtaların birbirinden ayıran büyük su kütlelerine okyanus denir.

Kara ve Denizlerin Farklı Dağılışının Sonuçları Karaların Kuzey Yarım Küre’de daha fazla yer kaplaması nedeniyle, Kuzey Yarım Küre’de; Yıllık sıcaklık ortalaması daha yüksektir. Sıcaklık farkları daha belirgindir. Eş sıcaklık eğrileri enlemlerden daha fazla sapma gösterir. Kıtalar arası ulaşım daha kolaydır. Nüfus daha kalabalıktır. Kültürlerin gelişmesi ve yayılması daha kolaydır. Ekonomi daha hızlı ve daha çok gelişmiştir.

Hipsografik Eğri Yeryüzünün yükseklik ve derinlik basamaklarını gösteren eğridir. Kıta Platformu: Derin deniz platformundan sonra yüksek dağlar ile kıyı ovaları arasındaki en geniş bölümdür. Karaların Ortalama Yüksekliği: Karaların ortalama yüksekliği 1000 m dir. Dünya’nın en yüksek yeri deniz seviyesinden 8840 m yükseklikteki Everest Tepesi’dir. Kıta Sahanlığı: Deniz seviyesinin altında, kıyı çizgisinden -200 m derine kadar inen bölüme kıta sahanlığı (şelf) denir. Şelf kıtaların su altında kalmış bölümleri sayılır. Kıta Yamacı: Şelf ile derin deniz platformunu birbirine bağlayan bölümdür. Denizlerin Ortalama Derinliği: Denizlerin ortalama derinliği 4000 m dir. Dünya’nın en derin yeri olan Mariana Çukuru denzi seviyesinden 11.035 m derinliktedir. Derin Deniz Platformu: Kıta yamaçları ile çevrelenmiş, ortalama derinliği 6000 m olan yeryüzünün en geniş bölümüdür. Derin Deniz Çukurları: Sima üzerinde hareket eden kıtaların, birbirine çarptıkları yerlerde bulunur. Yeryüzünün en dar bölümüdür.

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Yumurta böyle soyulur

Yumurta

Yumurta dişi hayvanların ve özellikle kuşların embriyoyu korumak amacıyla yumurtladığı yuvarlak ve oval şekilli cisimlerdir. Bir çok hayvanın yumurtaları yiyecek olarak kullanılabilmesine karşın, yumurta denince akla ilk gelen şey tavuk yumurtasıdır. Tavuk yumurtası sayısız yemeğin hazırlanmasında malzeme olarak kullanılır. Dünyanın hemen hemen her mutfağında yaygın olarak kullanılır.

Son yıllarda hazır gıda üretimindeki artış, yumurtanın kullanıma hazır, pastorize ve yumurta tozu halinde üretimini yaygınlaştırmıştır.

Yapılan araştırmalar besinler içindeki en kaliteli proteinin yumurtada olduğunu tespit etmiştir.Ayrıca yumurta dışarıdan alınması gerekli olan ‘elzem amino asitleri’ dengeli ve yeterli miktarda içerir.Vücuda gerekli olan başta A,B,D ve E ve bir çok vitamini ciddi oranda barındırır.

Çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi açısından çok gereklidir.

Bir adet yumurta ortalama 50 gram olarak kabul edilebilir ve bir yumurtadaki besin değerleri ortalama;

70 Kal 6 gr. Protein 1.5 gr. Yağ 1 gr. Karbonhidrat

şeklindedir.

Genel olarak yumurtanın sarısı büyük oranda vitamin ve yağları , beyaz kısmı ise büyük oranda proteinleri içerir. Yumurtanın protein emilimi bakımından en etkili tüketim şekli rafadan olarak bilinmektedir.
Neden Yumurta Yemeliyiz?

  • Yumurta, anne sütünden sonra insanın ihtiyacı olan tüm besin öğelerini bulunduran tek besin kaynağıdır. A, D, E ve B grubu vitaminleri önemli oranda içeren yumurta, içinde bulunan KOLİN sayesinde beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesinde önemli rol oynar.
  • Yumurta sarısı, D vitamini sağlayan birkaç besinden biridir ve güneş ışıklarından da yeterince faydalanıldığı taktirde yumurta özellikle çocuklarda D vitamini eksikliğine bağlı kemik bozukluğu oluşmasını engeller.
  • Yumurta, demir ve çinko gibi sağlığımız açısından önem taşıyan mineralleri de içerir. Demir, kan yapımı için gereklidir.Ayrıca demirin büyüme, gelişme ve hastalıklardan koruma rölü vardır. Yetersizliği de çocukların öğrenme yeteneğini ve okul başarısını azaltır.
  • Yumurtadaki protein tüm besinler içinde en kalitelidir. Yumurtada proteinin biyolojik yararlığı %100 iken bu değer sütte %85, balıkta %76, sığır etinde %74’de kalmaktadır.
  • Göz sağlığını korur, ileri yaşlarda oluşabilecek görme bozuklukları ve katarakt riskini azaltır.
  • İçinde bulundurduğu 12 çeşit besin öğesiyle yumurta sindirimi en kolay, en lezzetli ve en ucuz besin deposudur.
  • Yumurta, kronik hastalıklardan korunmada, sindirim sisteminin sağlığında ve korunmasında önemlidir….

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Çılgın Şantiye

Şantiyeler ve İş Güvenliği

Videodan anlaşılacağı üzere şantiyelerde iş termin planı ve bunu uygulayan amirlerin disiplinli denetimi şarttır. Bu disiplin sayesinde düzeysiz şakaların, diğer iş  risklerinin önüne geçilebilir ve olası iş kazaları önlenebilir.

Şantiye Takımı

Şantiye Şefi

Şantiyede resmi ve gayri resmi her şeyden sorumlu olan kişidir.
Genellikle yerinde bulamazsınız. Ya arazidedir ya da idareye görüşmeye gitmiştir. Mesai saati belirsizdir.
Şantiye Şefi; işverenin işyerindeki kanuni temsilcisidir. Şantiye Şefini işveren atar, kontrol teşkilatınca onaylanır. İdareye yazı ile başvurulur, yeterliliği idarece kontrol edilir (Diploma, özgeçmiş, işveren vekaletnamesi, şantiye şefi taahhütnamesi)
Müteahhit ve dolayısıyla vekili olan Şantiye Şefi, idarece tasdik edilmiş olsa dahi, hataları bulup düzeltmekle yükümlüdür.Bu Şantiye Şefi’nin temel sorumluluğudur.

Şantiye Şef Yardımcısı

Şefin Sorumlu olduğu her şeyden yardımcısı da sorumludur. Şantiye Şefliği zamanın çoğunu işveren kuruluşla ilişkilerde harcar.
Şef Yardımcısı, Arazi Mühendisi olarak ve şantiye iç işleri ile ilgili genel sorunlara direk muhatap olan kişidir. Hem arazi, hem proje hem de hakkedişlerle uğraşır. Hiç boş zamanı yoktur. Mühendisliğin en yoğun yaşandığı görevlerden birisidir.
Arazi Mühendisliğinin temel noktası sabırdır. Şantiyede insanları anlamak, kim ne iş yapabilir, hangi makine ne iş yapabiliri, yani deneyimi, mühendis bu aşamada öğrenir.

İş Güvenliği Mühendisi

İş Güvenliği: İşyerlerinde kazaları ve meslek hastalıklarını minimum
seviyeye indirmek için risk analizlerini yapmak
ve bu analizlere göre uygun risk kontrol tedbirlerini uygulamak ve
denetlemek, iþçilere gerekli eğitimi vermek
amacıyla uygulanan çoklu bilimsel bir yönetim sistemidir.

Şantiyelerin büyüklüğüne ve ihtiyacýna göre değişse de yukarıda tanımlanan
işi yapan teknik elemanlara iş
güvenliği elemanı denir.

Alttan başlarsak iş güvenliği gözetimcisi, iş güvenliği formeni, iş güvenliði süpervizörü, iş güvenliği teknikeri, iş
güvenliği uzmanı, işgüvenliği müdürü ve iş güvenliği koordinatörü şeklinde sıralanan pozisyonlar bulunmaktadır.

Şantiyelerde genellikle iş güvenlikçi olarak anılır. Yurtdışı
şantiyelerinde genelde HSE (health safety
environment) olarak bilinir.

Formen

Formen, şantiyecilikte bir meslek grubundan (Usta, operatör,topograf) kendini yetiştirmiş, arazide işin uygulanması için makine, personel ve malzemeyi sevk ve idare eder. Ekip başıdır. Kazı, Beton Formeni gibi.
Mektepli değil alaylıdır. Yani çekirdekten yetişmedir. Hesap yönünden fazla detaya inemez, deneyimleri öngörülerini haklı çıkarır. Haksız çıktığı durumlar da olabilir. Projede çizgi ve görünümlerden ibaret bir işi, en uygun maliyetle gerçeğe dönüştürmekte deneyim en önemli araçtır ve Formen bunun anahtarıdır. Hangi makine ne iş yapabilir veya yapamaz, hangi şoför veya operatör nasıl idare edilir formen bilir.
İşe yeni başlamış bir teknik eleman için bir formenle çalışmak zordur. Hesabı bilen mühendis formenin destekleyicisidir. Mühendis iyi bir izleyici olursa, arazi ve iş deneyim süreci formen vasıtasıyla çabuklaşır.

Atölye

Atölye , şantiyenin oto sanayisidir. Ustaların özelliği ,iş makineleri ve şantiyenin türüne göre o işe özel makinelerden iyi anlamalarıdır. Atölyenin yapamadığı araç teknik servise veya sanayi ye gider. Bunun dışında yedek parça temin edilir, atölye tamiri kendisi yapar.
Ustalar da çekirdekten yetişmedir. Atölyenin kendine has bir dili vardır. İngilizce kataloglardan Türkçe’ye değişerek geçmiş çok kelime vardır. Bu lisan zaman içerisinde anlaşılır.
Atölyede iş yeri hem şantiye hem de arazidir. Yol, sulama gibi geniş alanlı işlerde arazide çalışan iş makinelerinin bakım ve tamirleri çoklukla yerinde yapılır. Atölye, aynı zamanda arazi personelidir. Ağır bakım ve tamirlerde iş makineleri şantiyeye gelir.

V8 Motoru İşleme ( 5 Eksen CNC )

CNC Nedir?

CNC (Computer Numerical Control), CNC ‘bilgisayar sayımlı idare’ anlamına gelir. NC tezgahlar, üzerine özel bir standarda göre delikler delinmiş bantlar ile “otomatik” olarak işleme yaparlar. CNC makineler, üzerine monteli bir bilgisayar aracılığı ile programlanarak “otomatik” olarak işleme yapan makinelerdir.

Bazı örnekler;

  • CNC Torna Tezgahı
  • CNC İşleme Merkezi
  • CNC Freze
  • CNC Ahşap İşleme Makinesi
  • Punch Tezgahı
  • Abkant

CNC makineleri kullanmak (programlamak) için G (hazırlık) kodları, M (yardımcı) kodları kullanılır. CNC makinelerin programlanmasında iki çeşit standart sözkonusu olmaktadır.

  • 1-ISO (Uluslararası Standardizasyon Organizasyonu) standardı
  • 2-DIN (Alman Normları Enstitüsü) standardı

Makine üreten firmalar bu standartlar çerçevesinde bu kod sistemlerini daha da geliştirmiş ve daha çeşitli hale getirmişlerdir.

Günümüzde CNC makinelerin daha verimli, daha hızlı ve hatasız programlanabilmesi için CAD (bilgisayar destekli dizayn) ve CAM (bilgisayar destekli üretim) programları kullanılmaktadır.

Bilgisayarlarda oluşturulan tasarımlarda yine bilgisayarlarla CNC makinalar için işleme aşamalarına karar verilip bunlar simulasyonla kontrol edilir ve işleme için G kodları oluşturulur.

CAD, CAM, CNC: En basit ifadeyle, mekanik işleme gerektiren bir çalışmayı (delme, kazıma, boyama vs.), bilgisayardan gelen komutlara göre otomatik olarak yapan makinelere CAD CAM CNC makineleri denir.

CAD, CAM ve CNC ile örneğin dikdörtgen şeklindeki bir tahta parçasını evdeki el aletlerini kullanarak daire şekline getirmek istersek, tahta üzerine pergelle istediğimiz çapta daire çizer, ardından testere ile daire dışında kalan fazlalıkları keseriz. Güzel bir daire olması için dairenin çevresi üzerinde bu kez törpü ve zımpara ile daha titiz çalışır ve nihayetinde tahtadan dairemizi yapmış oluruz. Eğer dekupaj testereniz varsa bu işi çok daha çabuk yapabilirsiniz. Ancak tam daire olması için yine törpü ve zımpara ile temiz çalışma gerekecektir.

  • CNC Makine Çeşitleri
  • CNC Otomat İşleri

Su jeti nasıl çalışır [en]

Su Jeti

“taşı delen suyun gücü değil sabırla damlamasıdır” sözünü bir yerden duymuşsunuzdur ve ayrıca ünlü çin işkencesini de bilirsiniz. Peki çok sabırlı değilseniz ne yaparsınız? Yüksek basınç altında suyu micron çapında bir delikten geçmeye zorlarsanız ve bu geçiş hızını milisaniyelerde yaptırırsanız ne elde edersiniz? Bir su jeti makinası. Peki bu su jeti ne işe yarar? Çelik dahil her metali mükemmel derecede kesecek bir alet olur. Tabii içine bir iki katkı maddesi de koyarsanız.

Su jeti nasıl Çalışır - Genel Prensip
Su Jeti - Genel Prensip

Su jetleri imalat için oldukça güzel bir kesicidir. Yüksek yüzey kalitesinin yanında minimum malzeme sarfiyatı vardır. Ayrıca malzeme çok ısınmadığı için deformasyon minimumdadır.Elektriği kesimde kullanmadığı için metal dışı maddelerin kesiminde de kullanılır.

Helyum Eğlencesi (Dikkat: Tehlikeli)

Helyum Hakkında

Hidrojenden sonra en hafif gazdır. Renksiz, kokusuz olmakla beraber soygaz olduğu için tepkimeye girmez ve bu yüzden eylemsizdir. Soygazların son yörüngelerindeki elektron sayısı o yörüngenin maksimum elektron bulundurma kapasitesi kadardır, yani o yörünge ne kadar elektron alabiliyorsa o kadar olur. Helyum’un atom numarası ikidir (2), her elementte de olduğu gibi, helyumda da ilk elektron yörüngesinin maksimum alabildiği elektron 2’dir. Bu doğrultuda helyum, soygazlar kuralına uyan bir gazdır. Bağıl atom kütlesi ise 4,0026’tır. Oda sıcaklığında gazdır ve gaz dışında başka hallerde görmek doğal koşullarda çok zordur; çünkü erime noktası -272,05 °C ve kaynama noktası -268,785 °C’dir. Ancak laboratuar koşullarında sağlanabilen sıcaklıklarda katı ve sıvı halinde görebilir. Bu sıcaklıklar mutlak sıfır’a çok yakın olduklarından dolayı laboratuvar koşullarında sağlamak bile çok zordur. Yoğunluğu ise 0,1785 g/l’dir, yani havadan daha hafiftir, bu yüzden de sıcak hava balonlarında ve zeplinlerde kullanılmaktadır. Hidrojenden daha ağırdır, ancak hidrojen yanıcı bir madde olduğu için artık pek kullanmılmamakta, ve yerini Helyum’a bırakmaktadır. Atom çapı 0,49 Å’dur. Elektronegatifliği (Elektronegatiflik) yoktur ve elektron dizilimi 1s (kare) dir. Yükseltgenme basamağı sayısı sıfırdır.not=her 20.000 küçük helyum balonu bir insanin kütlesini 6 kg azaltır.

Kullanım Alanları

Helyum atmosferde çok az miktarda bulunmaktadır. Ayrıca helyum radyoaktif minerallerde ve Amerika Birleşik Devletlerinde tabii gazlarda bulunur. Helyum, sıvı havanın fraksiyonlu destilasyonundan elde edilir. Havadan hafif olması uçan balonlarda kullanılabilmesini sağlar. Hidrojen gibi yanıcı-patlayıcı özelliği olmadığı için de oldukça güvenlidir ama bu güvenlik pahalı olduğu için bu madde pek kullanılmamaktadır. Pahalı olmasının nedeni evren de hidrojenden sonra en çok bulunan element olmasına ve dünya atmosferinde 1/200.000 oranında bulunmasına rağmen, sıvı havanın ayrımsal damıtılmasıyla elde edilemez. Bunun sebebi, Helyumun atmosferdeki diğer bir çok gazın aksine Joul-Thompson katsayısının pozitif olmayışıdır. Bu da onun sıkıştırılmak suretiyle sıvılaştırılmasını engeller ve de havadan elde edilmesini imkansız hale getirir. Amerikadaki (ABD) bazı doğal gaz yataklarında %7’ye varan oranlarda He gazı bulunmaktadır ki bu Helyumun ticari olarak satılabilecek kadar üretilmesine imkan sağlamaktadır.

Helyum inert gaz olması özelliğinden dolayı bazı metallerin inert atmosfer oluşturulmasına kullanılır. Ayrıca dalgıç tüpleri %80 He ve %20 O2‘den oluşur. Sıvı hava yerine helyumla karıştırılmış oksijen kullanılmasının sebebi vurgun diye tabir edilen olayı önlemektir. Helyumun buradaki fonksiyonu, yukarıda bahsi geçen Joule-Thompson katsayısının negatif olması nedeniyle yüksek basınçta sıvılaşmayıp, dalgıçlar yukarı doğru çıkarırken yüksek basınçtan düşük basınca hızlı geçişte oluşan çözünürlük farkından dolayı kanda baloncuklar oluşturup felce neden olmamasıdır. Helyum ayrıca sıvı roket yakıtlarının basınç altında tutulmasında kullanılır. Sıvı helyum soğutma amaçlı da kullanılmaktadır (NMR cihazlarında)

Helyum’un İnsan Sesini İnceltmesi Hakkında

Bu durum, sesin helyum icinde daha hızlı hareket etmesinden kaynaklanmaktadır. Bunun sebebi de gazlar içindeki sesin hızının, gazın yoğunluğun’un karekökünün ters orantılı olmasıdır. Helyum da havadan çok daha az yoğun bir gaz olmasından dolayı (uçan balonlar gibi), helyum içinde sesin hızı havadakine göre birkaç kat daha fazladır. Ses tellerini hava yerine helyumun titreşmesi ve sesin helyum içinde daha hızlı ilerlemesi nedeniyle, insan sesi tiz bir şekilde çıkar. Alınan helyum, tekrar verildikten sonra bu ses incelmesi etkisini kaybeder.

Benzer şekilde yine, inert ve zehirsiz olan SF6 gazını solumanız durumunda ise, bu kez bu gazın havadan yaklaşık 6 kat daha yoğun olması ve bu nedenle sesin SF6 içinde havadakinden çok daha yavaş ilerlemesinden dolayı, bu kez insan sesi kalın çıkmaktadır.

Tarihçe

Helyum ilk olarak 1868’de İngiltere’de astronom Norman Lockyer tarafından tayf çizgileri olarak gözlenmiştir. İskoçyalı kimyacı William Ramsey 1895 yılında uranyum içeren kleveyit minerali ve bir asitle yaptığı bir deneyde, helyum oluştuğunu görmüştür. 1868 yılında Fransız Pierre Janssen ve İngiliz Norman Lockyer birbirinden bağımsız olarak helyumu keşfetmilerdir.1908 yılında Heike Kamerlingh Onnes 0.9 K’ de ilk sıvı helyumu elde etmiştir.

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Madde Adı Yoğunluğu (g/L) Durumu
Helyum 0.1786 0 °C ve deniz seviyesinde
Hava 1.2929 0 °C ve deniz seviyesinde
SF6 6.164 0 °C ve deniz seviyesinde